GÜNDEM

Şanlıurfalı Ali Rıza Topkan ve Ailesi Mısır'da Gözaltında Neler Yaşadı?

Şanlıurfa'dan, Mısır'daki Gazzelilere yardım götüren Ali Rıza Topkan ve ailesi, Kahire Havalimanından gözaltınalınmıştı. AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Cevahir Asuman Yazmacı'nın girişimleri ile Dışişleri Bakanlığının temasa geçip 4 gün sonra serbest bırakılan ve memleketine dönen Ali Rıza Topkan, Mısırda yaşadıklarını anllatı.

Abone Ol

Ali Rıza Topkan yaşadıklarını şöyle aktardı; Ben Gazze’ye yardım etmek için ailemle birlikte Kahire’ye gittim.
Oradaki yaralılara, özellikle protez ihtiyacı olanlara yardım ulaştırmak,
nakdi ve gıda desteğinde bulunmak, onlarla muhabbet etmek, yanlarında olmak, moral vermekti niyetimiz.
Ama hiçbir şey planladığımız gibi gitmedi…
Pasaport işlemlerini yaptıktan hemen sonra Mısır polisi beni gözaltına aldı.
Ne olduğunu anlamadan, elimden telefonumu istediler.
O anda içime doğdu, “Eğer birine haber veremezsem burada kaybolurum” dedim.
Hızlıca Mısır’da yaşayan bir tercüman arkadaşıma mesaj attım:
“Tutuklandım, lütfen aileme haber verin.”
Mesajı attıktan birkaç saniye sonra telefonum alındı ve bir daha da elime geçmedi.
Sonradan öğrendim ki o kardeşimiz mesajımı Türkiye’den Eyyüp Yaşar abiye ulaştırmış.
Ve bu sayede Türkiye’de kamuoyu oluşmuş.
Ama bunun bedelini o Tercüman kardeşim çok ağır ödedi…
Gece geç saatlerde evine baskın yapmışlar.
Eşinin ve çocuklarının önünde başına çuval geçirip götürmüşler.
Zindanda işkence etmişler, elektriğe vermişler.
Şu an diz kapaklarında, ayaklarında ciddi hasar var.
Tek suçu bana yardım etmekti…
Ben ise sorguya alındım.
48 saat boyunca ne yemek, ne su, ne uyku…
Sürekli ayakta, tehdit, hakaret, baskı…
Sordukları hep aynıydı:
— Niçin Gazze’ye yardım ediyorsun?
— Kaç kez yurt dışına çıktın?
— Neden Gazze?
Ve tehdit: Sizi burada öldüreceğiz. Cesetlerinizi kimse bulamayacak.
Çocuklarımdan haber yoktu.
Kapalı, penceresiz bir yere alındım.
Sonra çocuklarımın ağlama seslerini duydum…
Yakında olduklarını anladım.
Kapı aralığından temizlik yapan bir kadına yalvardım:
Lütfen çocuklarıma yiyecek götür. Açlar. Ne olur.
Biraz para verdim. Kabul etti.
Gece yarısı geldi, beni çocuklarımın yanına götürdü…
Gördüğüm manzarayı ömrümce unutmam:
4 metrekarelik karanlık bir odada eşim ve çocuklarım:
Zeynep, Meryem, Ebubekir, Aksa…
Açlıktan bitkin halde uyuyakalmışlardı.
Çocuklarımı öptüm, sarıldım…
Kek getirmiştim. Onlara verdim. Saldırır gibi yediler.
Günlerdir açtılar…
Yerde, pislik içinde yaşıyorlardı.
Hijyen yok. Temizlik yok. Yere döküleni tekrar yiyorlardı.
Karın ağrısı, ishal başlamıştı…
Eşime Mısır polisi en ağır hakaretleri etmiş.
Onları Allah’a havale ediyorum.
Orada bize günde sadece bir parça ekmek veriliyordu.
Ama içinde taş parçaları vardı.
Ben 4 gün boyunca bir lokma yemedim. Sadece su…
Çocuklarım açken ben yiyemezdim.
O ekmeği taşlarından temizleyip cebimde sakladım.
Belki çocuklarımı görürsem, onlara veririm diye.
Rabbime yalvardım:
“Allah’ım, bunun bedelini çocuklarıma ödetme.
Bir yandan Kur’an okuyordum. Bir yandan dua…
Ama artık içimde kabulleniş vardı:
Biz buradan çıkamayacağız. Çocuklarım yavaş yavaş hastalanacak ve burada sessizce yok olacağız.
Ama Rabbim bir yol açtı…
Türkiye’de bizim için ses olan kardeşlerimiz sayesinde güçlü bir kamuoyu oluşmuş.
Devletimiz harekete geçmiş.
Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ın talimatıyla serbest bırakıldığımızı sonradan öğrendik.
Bu özgürlüğü önce Allah’a, sonra mücadele veren kardeşlerimize ve devletimize borçluyuz.
Ve şunu da söyleyeyim:
Benim orada olmamın tek nedeni Gazze’ydi.
Eğer bütün bunlar bir suçsa,
ben bu suçu işlemeye devam edeceğim.
Çünkü Gazze’ye yardım etmek suç değil, onurdur.
Bugün hâlâ benim yerimde olan, aynı zindanlarda çürüyen kardeşlerimiz var Mısır’da.
Biz çıktık, ama orası hâlâ dolu…
Kıyamet gününü sabırsızlıkla bekliyorum. O zalimlerle karşılaşıp “bu acının hesabını şimdi verin” demek için…
Unutmayalım:
Birinin derdiyle dertlenmek, onun yükünü omuzlamak bir imtihandır.