GÜNDEM

Şükrü Kırboğa, Suriye'de Dürzî Milislerle Arap Aşiretleri Arasında Yaşananları Analiz Etti

Şanlıurfalı siyasetçi ve sivil toplum örgütcülüğü yönü ile tanınan Elektrik Elektronik Mühendisi Şükrü Kırboğa, Suriye'deki Süveyda Hadisesi ve Arap Aşiretleri üzerine yaptığı analizinde Dürzî milislerle Arap aşiretleri arasında yaşanan çatışmanın sadece yerel bir olay olmadığını bölgesel bir mesaj taşıdığını aktardı.

Abone Ol

Suriye’nin Suveyda kentinde Dürzî milislerle Arap aşiretleri arasında yaşanan çatışma, Ortadoğu’nun derin yapısını yeniden gündeme taşıdı.

"Bu olay sadece yerel değil; bölgesel bir mesaj taşıyor. "diyen Şükrü Kırboğa, yaptığı analizinde çözüm önerileri de sundu.

Suriye nüfusunun %55’inden fazlasının aşiret kökenli olduğunu hatırlatan Şükrü Kırboğa, yaptığı analizinde şu ifadeleri kullandı;

"Bu, sadece kültürel değil; aynı zamanda stratejik bir gerçekliktir. Aşiretler hâlâ askeri, sosyal ve siyasal güç üretmektedir.

Aynı gelenek, Türkiye’de de yaşamaktadır. Özellikle Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu bölgelerinde binlerce aile hâlâ aşiret kimliğiyle varlığını sürdürmektedir. Bu yapı, toplumsal aidiyetin temelidir.

Osmanlı, bu potansiyeli erken fark etmişti. 19. yüzyılda kurduğu Aşiretler Mektebi ile Arap aşiretlerinin çocuklarını İstanbul’da eğiterek devletle bağ kurmuştu.

Bu modelin sonucu olarak, örneğin Kut’ül-Amâre Zaferi gibi önemli askeri başarılar kazanıldı. O cephede Arap, Kürt ve Türkmen aşiretleri Osmanlı ordusuyla omuz omuza savaştı.

Sadece Osmanlı değil… 1980’lerde Afganistan’da Sovyet işgaline karşı verilen direnişte de aşiret yapıları mücahit hareketin temel direği oldu. Aşiret demek: teşkilat, sadakat, direniş demektir.

Batı da bu gücün farkında: Lawrence, Gertrude Bell, Alman Max Von Oppenheim, Alp layd gibi ajanlar, Osmanlı topraklarına geldiklerinde önce aşiretlerle temasa geçtiler. Çünkü aşiret, bölgenin kapısıydı.

Bugün bile bu strateji devam ediyor. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Deyrizor, Rakka ve Haseke’de Arap aşiretlerinin çocuklarını saflarına alarak yapısını inşa etti. Hatta aşiretlerle ilgilenen birimi bile var.

Peki Türkiye ne yapmalı? ; Sadece güvenlik politikasıyla değil, toplum odaklı diplomasi ile hareket etmeli. Aşiretlerle ilişkileri güçlendirmeli. Çünkü onlar hâlâ sahada etkili güç merkezleridir.

Türkiye şunları yapmalı: Modern bir Aşiretler Mektebi, Aşiretler Enstitüsü, Bölgesel saha diplomasisi için Aşiret İlişkileri Birimi
Bu adımlar, sahada avantaj kazandırır.

Unutmayalım: Suveyda’daki çatışmalar ve Arap aşiretlerinin pozisyonu, sadece bugünü değil, yarının Ortadoğu’sunu da şekillendiriyor. Bu yapıları anlayan öne geçer.

Ve şunu asla unutmayalım: Aşireti tanıyan, bölgeyi kazanır. Hem Suriye’de hem Türkiye’de bu gerçek tüm açıklığıyla karşımızda duruyor.
Türkiye bu potansiyele sırt çevirmemeli."