Süt tozu, mama, anne sütü, kuş gribi, korona gibi konulara farklı bir bakış getiren Urfalı Mehmet Emin Kutlay hoca sosyal medya hesabından bu yazıyı paylaştı.

İsveç Büyükelçisi ve Eşi Şanlıurfa Ziyaretini Sürdürüyor İsveç Büyükelçisi ve Eşi Şanlıurfa Ziyaretini Sürdürüyor

Bir ülke vardı;
hatırlayanlar bilir
Hemşireler kapı kapı gezip mamanın faydalarını, çocukları daha zeki yaptığını, anne sütünün ise zararlarını anlattılar. Anneler kendi sütlerini kesip o pahalı mamaları alıp çocuklarına yedirdiler.
Ne de olsa devletin kapısına gönderdiği "okumuş" insandan daha iyi bilecek değillerdi ya "cahil" halleriyle.
Bir ülke vardı;
Köylerinde mis gibi yoncaları yiyip, yağlı yağlı süt veren ineklerin sütünü bıraktırıp, okul sıralarındaki köylü çocuklara hayırsever ABD süt tozunu suyla karıştırıp dağıttılar ve lıkır lıkır içirdiler.
Ne de olsa öğretmeni veriyordu ondan daha iyi bilecek değillerdi ya.
Bir ülke vardı;
Tereyağ, yumurta, sakatat kolestrolü fırlatıyor aman yemeyin ölürsünüz! diye korkuttular. İnsanlar ağızlarına sürmedi korkularından. Yerine içinde jelatin olan, bakterinin bile üremediği margarinler yer aldı sofralarda. Sonra, "Ayyy pardon o bilgi yanlışmış yiyin gari" dediler.
Zavallı halk kooosskocaa profesörlerden daha iyi bilecek değillerdi ya.
 Bir ülke vardı;
Günlerden birgün kuş gribi geldi bu ülkeye.
Medya nasıl panik!
Beyaz astronot gibi giyimli bilgili adamlar tavukların ayaklarından çuvala tıkıp tıkıp imha ettiler. Halk korktu. Köylü bacım canım yerli ırk tavukları imha ettirdi, gitti reklamı yapılan virüssüz banvit tavuk, yumurta aldı afiyetle yedi. Ne de olsa koskoca gazeteci reklamında onu tavsiye etmiş fabrikasını gezdirmiş garanti vermişti.
Halk kooskoocaa gazeteciden daha iyi bilecek değildi ya.
 Bir ülke vardı;
Dağı bayırı güzelim zeytin ağaçlarıyla doluydu ama zeytinyağı yanınca kanserojen yapıyormuş.
Ayçiçek yağının faydalarını, yiyince nasıl hafiflediğini ve havalara uçtuğunu anlatan reklamları izleyen bacım ürettiği zeytinyağını satıp gitti ayçiçeğimsi yağa benzeyen ürün aldı.
Ne de olsa TV ondan daha iyi bilirdi.
 Bir ülke vardı;
Kadın doğum uzmanları başladı söze.
Avrupa’da doğurdukları çocuk başına para ödenirken Türkiye’de kapı kapı dolaşıp prezervatif dağıttılar.
Normal doğumun çarşaf çarşaf risklerini sezeryenin rahatlığını anlattılar. “Napalım doğurmayalım mı?”
“Sana gün saat verelim, bavulunu, tacını, rujunu, tüllü süslü terliğini sakın unutma ama. Sen şu saatte gel 15 dk sürmez prensesss usulu doğum yaptırırız sana.” dediler.
Koooskocaa doktordan daha iyi bilecek değillerdi ya.
 Bir ülke vardı. 
Kovit 19 geldi
İlginçtir ki bu virüs ve ölüm en çok camide, cenazede ve insanların örfünü adetini uyguladığı düğün dernek mevlüt sünnet okullarda geziyor ama sahillerin turistlerin bir arada zevkü sefa yaptığı yerlerin yolunu bile bilmiyor.
Halk yürüyen çelişkiye döndü. Sanki ölüm, hastalık ilk defa yeryüzüne indi. Kanser, otizm, kalp yetmezliği gibi bütün hastalıklar silinmiş yer yüzünden. Daha düne kadar korktukları deprem gerçeğini bile unuttular.
Eeee yani gos goca medyadan daha iyi bilecekler değil ya.
 Korona var olduğu için dünyada sistemler değişmiyor, sistemler değiştiği için korona var.
 Yeni dünya düzeninin korona veya benzeri korku salgınlarına ihtiyacı var.
Korona kitleleri pasifleştiren, korkutarak sindiren, otomasyona bağlanmış sürüler elde etmek için standart ve tek tip düşünmeye iten, kardeşçe evlat anne baba olarak sevgi ve muhabbetle sarılmayı bile korkutarak elinden alan kendi söylediklerine itaati ve kabullenmeyi ön plana alan bir araç olma yolunda büyük başarı elde etti.
Bakalım sonuc ne olacak