Mehmet Kurtoğlu makalesinde Yeşilçam ile Hoolywood Sinemasının benzer yönlerini arka bahçesine ışık tutuyor. Amerika sinemasıyla yetinmiyor İtalyan, Fransız sinemasındaki jönlere kadar uzanan makalesinin bir kısmı şöyle:
Yeşilçam sineması gerçekte Amerikan sinemasının bir taklididir. Bu taklit bazen birebir kopyaya kadar varmıştır.
Amerikan sinemasında jönler devri olduğu gibi Yeşilçam'da da Onlar devri olmuştur.
Amerikan sinemasının perde arkası ne kadar kirliyse Yeşilçam da o kadar kirlidir.
Tabii Amerikan yahut Yeşilçam sinemasının perde arkasını filmlerden değil, hatıralardan okumak gerekir. Ancak o zaman işlerin nasıl döndüğünü daha iyi anlıyorsunuz.
Yeşilçam aşığı sinemasever biri olarak Avrupa ve Amerikan sineması da ilgi alanım içinde yer almıştır. Özellikle kovboy filmleri başta olmak üzere hapishane, soygun. cinayet vs. konulu filmler hep ilgimi çekmiştir.
Fransız sinemasının Alain Delon ve Belmondo, Italyan sinemasında Alpacino, Yunan Sinemasıncia trene Pa-pas unutamadığım oyunculardır. Bütün bu erkek oyuncular arasında İrene Papas'ı zikretmem belki tuhafınıza gidebilir ancak ben onu Zorba, Çagn, Çol Arslan] (Omer Muhtar) filmlerindeki rolleriyle sevdim, hayran oldum. Zorba'dalcı dul kadın ro-lüyle yurekleri hoplatırken, Çağrıda Hind rolüyle benim diyen fenıinistlere taş çıkartan, otoriter ve baskın kadın karakterıyle zihinlerde silinmez izler bırakmıştır. Ömer Muhtat'da aynı şekilde güçlü kadın karalcteriyle Arap kadınını temsil etmiştir. Zorba'daki kışkırtıcı dul kadın, Çağrıda intikam-cı kadına dönüsmüstür. zorba'da Batılı kadını, Çol Arslanı'nda Doğulu kadınını temsili müthiş-tir. Amerikan Sineması'nın oyuncuları arasında Anthony Quinn, Steve McQueen, Charles Bron son ve Marlon Brandonun ise benim yanımda ayrı bir yeri vardır. Ozellikle Antony Quinn'in canlandırdıgı karakterler hafizarrıda silinmez izler bırakmıştır. Morlon Brando ise hem oyunculugu hem yakışıkhlığlyla hayran olduğum oyuncudur. Onun "Anne= Oğrettiği Şarkılar" hatıra kitabını okuduğumda daha bir sevdim. Çünkü o yalnızca oyunculuğuyla değil, aynı zamanda düşünsel du-ruşuyla da sinema tarihinde iz bırakmış oyuncular arasında yer aldığını gördüm. Daha önce filmle-rinden tanıdığınız Marlon'u hatıralarını okuyun-ca daha yıkından tanıyorsunuz. Bey yüz sayfalık
hatırat hem akla anlatımıyla dikkat çekiyor hem de yabancısı olduğumuz bir dünyanın (Amerika-Hollywood) kapılarını aralıyor. Onun hatıraları sayesinde hem Amerika'yı hem de Hollywoodu daha yakından tanıma imkanı buluyoruz. Marlon asker kökenli ve alkolik olan babası ile arası pek ıyı değildir. Babası "bir tamirci çıra ğı dahi olamazsın" diyerek aşağıladığı Marlon, babasına rağmen askeri okulu terk edip dünya-ca meşhur bir oyuncu olmuştur. Oysa her koylü çocuğu gibi iyı bır asker olacağına inanan baba-sı onu askeri okula yazdırmış ancak marjinal bir ruha sahip Markın, askeri okulda başarılı olama-rtuştır Çurku disiplinli bir hayatı sevıneyen, oz gürluğune düşkun olan Marlon, okuldan kovul-mak için her yolu denemiş ve sonunda atılmıştır. Daha sonra Rlia Kazan in başında bulunduğu ti-yatro topluluğuna geçmiş, oradan da sinemaya... 3 Nisan 1924 yılında Omaha'da annesinden ters doğan Markın firondo'nun kaderi dogru gitmiş olmalı la dunya sinemasının devleri arasında yer almıştır. Tabii bu demek değildir cok düzgün bir hayatı olmuş! Onun da tıpkı butun buyuk adam-lar gibi büyük zaafian olmuş, buyuk pişınanlıklar yaşamıştır. Her hatıratta olduğu gibi Marlon'un da hatıratı taraflıdır. Hatta aileyi ve kadın mcv-zulannda tutucu olduğunu, zira hatıratında bir-liktelik yaşadığı kadınların adlannı sakladığını goruyoruz. Alkolik bir anne, alkolik, sorumsuz bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Marlon'un hayatında 'anne" ve 'kadın" önemil yer tutmuş-tur. Ozellikle "anne'sinin onun zihin dünyasında büyük izler bıraktığını kitabına koyduğu "An-ne= Öğrettiği Şarkılar" adından dahi anlamak mümkündür. Müziğe meraklı oluşunu annesin-den, dayanma gücü ve kuvimtini babasından aldı-ğını soyleyen Marlon, hareketli bir koylu çocuğu olarak hayvanlarla iç içe olmuş. şohret olduktan sonra da evcil hayvanlar; kedi, köpek, maymun beslemekten geri kalmamış, daha açık ifadeyle çocukluğundan kopamamıştır. Belki de sevgisiz geçen çocukluğundaki eksikliği hayvan besleye
rek bastırmak istemiştir. Çünkü alkolik anne ve babasının sevgisinden mahrum kalmış, ancak her şeye rağmen annesinden kopamamıştır. insanla-ra sevgisin gosteremeyenler, daha doğrusu insan sevgisiyle büriyemeyenler daha sonraki yıllarda sevgilerini hayvanlara gostermektedirler. Hay-van sevgisi besleyen çogu insan gerçekte insan sevgisinden yoksun büyümüştür. "Ailemizde en ufak bir hata affedilmezdi, 'asla af yoktu' diyen Marlon'un çocuklugu cezalandırmayla geçmiş-tir. Aslında çocukluğunu anlatırken hayvanlara acımasız davrandıgını, onlara zarar verdiğini de anlatıyor. Ancak bürldügunde hayvanlara ceza verme duygusu bu defa sevgiyi dönüşüyor. Bunu kendisi "Ailemizde hep hayvan beslemişizdir, ama hayvanlar gün geçtikçe benim için daha onem-li olmaya başlamışlardı, çünkü hissettigim sevgi eknicliğinin üstesinden gelmeme yardıma oluyor-lardı. (...) Bu yüzden sevgi, bağlılık ve arkadaşlıgı hayvanlarda aradım" diye yazmıştır. Marlon'un koku alma kabiliyeti çok yüksektir. Öyle ki kadın agız kokusu, hayvan ağız kokusu. inegin agzının kokusunu dahi seviyor. "Saman yediği ıçin ineklerin nefesi çok hoş kokar, nde-sinden yayılan sıcaklığı duyardım" der. Sinemada tefrışatçı olarak çalıştığı sırada onu işten kovan si-nemandan intikam almak için airilmüs brokolFyi sinemanın havalandırma borusuna yerleştirmiş, sinemayı öylesine bir koku sarmış ki seyirciler anında terk etmiş. Marlon böylece sınemacıdan intikam almıştır. Bir insan kokuya duyarlı oldu-ğunda, onu silah olarak kullanmaktan geri dur-maz. Marlon da kokuyu silah olarak kullanmıştır. Yine annesinin ve dadısının kokusu dolayısıyla sevdiğini söylüyor. Sonra hayatına giren butun kadınların kokusundan bahsediyor. Hatıratimn birçok yerinde bu koku fetişizmini dile getiriyor. Nasıl ki Shakespeare'de eldiven, Dostoyevslcfrun romanlarında kadın parmaklan fetişizmi öne a-kıyorsa, Marlon'un hatıratında da koku fetişizmi öne çıkıyor. Kadın kokusunu yattığı her kadında dile getiriyor. Örnegin annesinin ve bakıcısının kokusunu hiçbir zaman unutmamış. Uç yaşın-dan itibaren kendisine balualık yapan on sekiz yaşındaki Ennfyi anlatırken "daha görmeden, duymadan odaya girdiğini anlardım, çunkü ne-fesinin olaganustu hoş bir kokusu vardı. Kimya-sal birleşimini bilmem ama nefesi ezilmiş ve hafif mayalanmış meyve gibi tatlı tatlı kokardı. Gün boyu sürekli onunla oyun oynardık. Gece birlik-te uyurduk. Çıplak yatardı, ben de öyle. Harika bir deneyimde diye yazar. 'öne Edna adlı bır Ya-
hudi kızla ilişkisini anlatırken "üzerinde ince bir saten gecellk vardı. Çarşah açtım ılık vucudunun yaydığı hoş koku beni kendimden geçirdi" der. Marlon daha sonra annesi ve dadısının kendisini terk ettigini söylüyor. Sonra diger kadınlar. Ancak onun ruh dünyasında bu terk edilmişlik duygusu derin yaralar bırakmıştır. Bir yandan hayatına gi-ren kachnlann ıki dakikadan veya iki saatten fazla yer almadığını söylerken, diger yandan terk edil-mişlığin derin aalarından bahsediyor. Ilginç olan hatiratında hayatına giren kadınlara ve annesine fazlasıyla yer vermesidir. Devamlı kendinden bü-yük kadınlarla ilişki kurmuş, kadınların nereye kadar kendinden vazgeçeceklerini anlamak için onları zaman zaman aşağilamıştın Kadınlara kar-şı yanar döner tavırlar içinde olan Marlon, sek-si çikolata yemek veya hap yutmak olarak gor-muşttın örnegin tiyatro gosteriminde her gece soyunma odasında kendisini bekleyen yedi sekiz kadın oldugunu, bunların birini seçerek o geceyi geçirdiğini anlatan Marlon, hiçbir değer yargısına uymadan çılgınca şeyler yaptığını yazıyor. marlonun koku ve korkulan vardır. Bir filmin korku sahnesini izleyemeyecek kadar korkaktır. örnegin Mumya filmini izlerken korkup hemen tuvalet bahanesiyle salonu terk etmiştir. Ancak onun sanat hayatına baktığımızda çok cesurca eylemlerde bulunmuştur. Yahudilerin, Zencilerin ve Kızılderililerin haklannı korumak icin mücade-le etmiştir. Eylemlerde bulunmuştur. Hatıratına bakıldığında Marlon okuyan, duşunen ve ente-lektüel yönü olan müstesna oyunculardandır. o yalnızca sinema ile kendini sınırlı tutmama, klasikleri okumuş, felsefeye kafa yormuştur. za-ten onun Yahudi, Zenci ve Kızılderıli sorunlarına eğilmesinin arka planında bu entelektüel birikim vardır. Marlon inançlı biri değildir. örnegin pa-zar günleri kiliseye gitmekten sıkıldıgını, burada öğrencilerin çoğunun uykuya daldıgını, arada bir-bınni uyandırmak için dirsek vurduklarını, hatta sesli yellenerek yanındalcıleri uyandırdıklarını an-latiyor. ilginç olan gençler kilisede sesli yellenerek birbiriyle yarışıp güluyorlarmış... Bir gun kilisede ekmek ve şarap ayinine katıldıgını anlatırken şa-rabı fazla içmek istemiş, papaz müdahale etmiş. Ardından ağzına aldığı ekmeği yutar gibi yapıp sonradan çıkarıp incelemiş. Oysa yutması gere-ken ekmeği yutmayarak saygısızlık yapmış. Bunu gören Papaz 'ekmek Isa'nın bedeni şarap kanı" deyince içinden bu tyamyamlık" diye geçirmiş. Marlon şohret olduktan sonra hayatı tam gaz ya-şadığını, ancak Mara inanmadığını ve anlamadı-
Yazının tamamını okumak için TIKLAYIN




