"Şanlıurfa'da görev yaptığım sırada günlüğüme şu satırları yazmıştım:

Bozova’da kıyısı bulunan Atatürk Barajı’nın içine uzanan Çatak köyü sınırları içindeki yarımadada yapılan sosyal hizmet amaçlı yapı ve kıyı düzenlemeleri tamamlanarak dinlenme ve piknik alanları olarak 2001 yılının 15 Ağustos günü halkın kullanımına açıldı. Bu yerin adını İl Daimî Encümeni kararıyla, sonradan değiştirilip değiştirilmeyeceğini bilemesem de “Kaymakam İsmail Gültekin Sosyal Tesisleri” olarak verdik. Kaymakam burada bir cennet(!) yarattı ve bunu son derece estetik çevreci bakışla oluşturdu ve geliştirdi. Bundan sonraki hedef, burasını halkın günübirlik kullanımının yanında su sporları merkezine dönüştürüp Atatürk Barajı’nda düzenlenen su sporları şenliklerini burada yapmak olmalı.

Haliliye’de Üniversite Adaylarına Ücretsiz Yaz Kursu Başladı
Haliliye’de Üniversite Adaylarına Ücretsiz Yaz Kursu Başladı
İçeriği Görüntüle

Ismail Gültekin
Yarımadanın çevresinde ailelere için piknik alanlarının oluşturulması; su içindeki platformlardan baraj gölüne girilmesi için düzenleme yapılması, platform üzerinde ve yamaçlarda dinlenme yapılarak, buralarda, dinlenenlere çay kahve servisi yapılması, yürüyüş yolları açılması şehir turizmini hareketlendirecek faaliyetlerdi. Bozova Kaymakamı İsmail Gültekin’in koordinasyon ve sorumluluğunda yürütülen özgün bir proje için Bozova Kaymakamlığına (Köylere Hizmet Götürme Birliği vasıtasıyla harcanmak üzere) İl Özel İdaresinden yaklaşık 1 trilyon lira ödenek gönderildi.
Tatlı su kaynaklarına 300 metrelik mesafede yapı yasağı olduğu için 1970’li yıllardan kalan ve geçmişte Toprak ve Tarım Müsteşarlığına ait olan eski bina restore edilerek aslında yeni bir yapı yapılarak yarımadanın tam merkezinde çok amaçlı bir sosyal tesis konumuna getirildi. Burada hem fakirlere yemek hazırlanıp evlerinde kendilerine teslim edildi, hem de Çatak tesislerine gelenlere ücreti karşılığında yeme- içme hizmeti sunuldu. Yarımadada oluşturulan tesislerin yapımında doğal olmayan hiçbir malzeme kullanılmadı, özellikle beton ve demir kullanmaktan kaçınıldı. Gelecek yıllarda burada yapılacak ilave işlere aynı özenin gösterilmeyeceğini az çok tahmin etmekle birlikte, hiç değilse iyi uygulanan projeye sahip çıkılsa(?) Nitekim, bu tesislerde kısa sürede yetişen çocuklar yelken ve su sporları dalında Bodrum ilçesindeki yarışmalarda başarılı sonuçlar aldılar. Urfa’dan gelen aileler için de çok cazip bir yer oldu.
Çatak tesislerine piknik yapmak için gelenlerden alınan otopark ücretleri bile tesisin günlük bakım ve temizlik masrafları çıkarmaya başladı. Umarım herhangi bir ekleme yapılmadan bu haliyle özgün ve doğal olarak insanlarımıza hizmet eder. Çatak tesislerinin bir başka önemi de Şanlıurfa merkezine oldukça yakın ve halkın deniz özlemini giderecek bir mekân olma özelliği taşıması."
Yukarıda alıntı yaptığım "günlüğümde" yapılan işlerle geleceğe yönelik beklentilerime yer vermiştim. Ancak sonraki yıllarda buraya yaptığım iki ziyarette de hayal kırıklıkları yaşadım. Aşığımdaki satırlarda gözlemlerime ve kanaatlerime yer vererek geçmişten geleceğe kısa bir not düşmek istedim.
2014 yılında Çatak Sosyal Tesisleri’ni görmeğe gittiğimde yaşadığım hayal kırıklığını anlatmam mümkün değil. Olimpik bir havuzla butik bir mescit yapım çalışması devam ediyordu. Böyle bir havuza, üç tarafı suyla çevrili ve arazi bakımından oldukça kıymetli bir mekânda neden gerek duyulmuştu acaba(?) Mescit yapılmasına itirazım yok. Ancak yapılan mescittin beton yerine Urfa taşıyla yapılması daha estetik olmaz mıydı(?) Urfa taşıyla yapılan bir ibadethanenin yeşil ve maviyle uyumu kimi rahatsız edebilirdi ki. Çatak Sosyal Tesislerinin ödeneği Valilikten (İl Özel İdaresinden) gönderilse de bu mekanı bir mimar titizliği ile çevre ve kıyı mevzuatına uygun dinlenme merkezi haline getirdiği için İl Daimi Encümeni kararıyla tesise verilen “Kaymakam İsmail Gültekin’in” adının kaldırılmasını haklı kılan sebep neydi acaba(!?) Gerçi, bu konuda olabilecek muhtemel gelişmeye de işaret etmiştim. Yukarıdaki bölümde bu öngörüm mevcut.
Çatak Sosyal Tesislerine 2. kez, 2019 yılında bu Tesisler, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyeye geçtikten sonra gittim. Küçük torunum Umur’la Göbeklitepe’ye yaptığımız gezi münasebetiyle Şanlıurfa’da bulunduğumuz sırasındaydı .Bu ziyarette gördüklerimse daha büyük bir hayal kırıklığı oldu. Daha önce başlatılmış olan, yukarıda değindiğim ve bana göre yanlış olan havuz ve yapımında Urfa taşı kullanmak yerine, çimento ürünü malzeme kullanılmasından dolayı benimsemediğim Mescit projesi uygulamalarını aratacak ve bunlara rahmet okutacak eklemeler yapıldığına tanık oldum. Kişisel görüşüme göre bu tesisleri devralan Büyükşehir Belediyesinin yaptığı ilave yapım işleri ve düzenlemeler sırasında, doğal çevrenin korunması hassasiyetiyle hareket ettiğini gösteren somut örneklerden söz etmek oldukça güç. Bana göre- Şanlıurfa Belediyenin Tesislerde yaptığı düzenleme ve yeni işlerde, Çatak Yarımadası’nın yeşiline ve kıyının mavisine özensiz ve ölçüsüz bir biçimde çimento karıştırılmıştı. Yani mekan betona boğulmuştu. Baraj gölü çevresinde ortaya çıkan genel manzara ise Belediye yönetiminin beton, boya ve demirle, mekanı boğmasından(!) ibaretti.
Yaptığım 2. gezi sırasında , Çatak Sosyal Tesislerinin 2001-2002 yıllarında Bozova Köylerine Hizmet Götürme Birliği bütçesine İl Özel İdaresinden aktarılan 1 trilyon TL tutarındaki ödenekle emanet usulüyle, özenle yapılan ve çevreye uyumlu çevre düzenlemesi ve yapım işleri; ya yok sayılmış, ya keyfi bir biçimde değiştirilmiş, ya da belirsizleştirilerek fulü hale getirilmiş bulunmaktaydı. Havuz ve barbekü vb. beton çirkinliklerinin, çağdaş kıyı ve çevre prensipleriyle uyuşmazlığı ise başka bir sorun alanı olarak göze çarpmaktaydı. Şanlıurfa’nın sahili olabilecek Çatak Yarımadasının 2019 yılındaki durumu, benim açımdan tam bir hayal kırıklığı oldu. Belediye tarafından, kıyı ve doğal çevreye aykırı yapılan uygulamalara karşı Sivil Toplum Kuruluşlarının ilgisizliği ise sessizliği ise üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Bundan ötesi için denecek fazla bir şey yok. Olsa olsa daha fazla hata yapılmaması için temennide bulunulabilir. Daha da önemlisi geçmişte yapılan hatalı iş ve düzenlemelerin gözden geçirilerek bunlardan çevreye ve kıyıya zarar veren veya uyumsuzluk gösterilenlerin ortadan kaldırılması için çaba gösterilebilir. Bundan sonraki gelişmeler umarım iyi yönde olmuştur ya da olmalı...
BİR ANEKDOT
Eski Urfa Valilerinden ve Anayasa Mahkemesi Üyesi Nurettin Turan ile Eski Hazine Müsteşarı Tevfik Altınok (eşleriyle birlikte) 2002 yılında Şanlıurfa'ya geldiler ve birkaç gün misafirim oldular. Akşam yemeğinde, gidilecek yerlerle ilgili program yapılırken Nemrut yöresinin de görülmesi gündeme geldi. İlk gezinin Nemrut harabelerine yapılması kararlaştırıldı. Bu program kesinleşince, ben " Nurettin Ağabey, sabah kahvaltısını Polis Evinde değil de Çatak Sosyal Tesislerinde yapın" dedim. Misafir olduğu için ve gideceği yeri bilmediği için konuklardan herhangi bir itiraz gelmedi. Bozova Kaymakamı İsmail Gültekin'i arayarak misafirler için hazırlanan program konusunda kendisini bilgilendirdim. Ayrıca hazırlık yapılmasını istedim. Akşam yemeğinde tekrar bir araya geldik. Yemek sırasında Nurettin ağabey, "Sayın Valim, Çatak Tesislerinin mimarını nerden buldunuz?" veya " Mimarı kim?" şeklinde bir soru yöneltti. Ben, bir an şaka mı yapıyor diye tereddüt geçirdim, ancak onunla hukukumuz çok eski olduğundan ciddi olduğunu görünce, " Ağabey, projenin mimarı da uygulayıcısı da sabah tanıştığınız Kaymakam" dedim. Hayretle yüzüme baktı. "Gerçekten öyle. Ödenek Valilikten, para dışındaki yapım işleri Kaymakam İsmail Gültekin tarafından onun inisiyatifiyle yapıldı" dedim. Projenin hayata geçirilmesi sürecinde Kaymakam Bey, muhtemelen bayındırlık Müdürlüğünde görevli teknik personelden görü0ş ve yardım almıştır. Ancak, yaptığı işlerde zorunlu olmadıkça, beton, demir ve boya kullanmamaya özen gösterdi. Bu konudaki tavrımız ortaktı. Asfalt ise hiç kullanılmamıştı.
Bu tesislere görev dönemimde halkın buraya ilgisini çekmek, ailelerin rahat gelip-gitmesini sağlamak, ayrıca halka tanıtmak amacıyla zaman zaman diğer misafirlerimi göl kenarındaki ahşap platformlarda çay ikramında bulunarak ağırladığımı hatırlıyorum.
21.01.2005 / Muzaffer DİLEK (E. Vali)