Şanlıurfa'da yürütülen siyasete aşiret, feodal ve maraba yaklaşımıyla yapılmasının yanlış olduğu kadar abi siyasetinin de bir kısır döngüye neden olacağını dile getiren AK Partili Süleyman Deveci "Siyasette başarı; bir ağabeyin ya da ağabeyin etrafında kümelenen üç-beş kişinin tek başına belirleyici olduğu kişisel kanaatlerden değil, teşkilatın emeğinden, ortak akıldan ve kurumsal hafızadan beslenir. Bunun dışındaki her yol, partileri aynı kısır döngüye mahkûm etmeye devam edecektir." ifadelerini kullandı.

Daha önceleri Fazilet Partisi'nde görev yapan Süleyman Deveci aşiret, feodal ve maraba yaklaşımıyla yürütülen siyasete tuttuğu projeksiyonda ise "Aşiret liderleri toplanmış; marabaların haberi yok. Takvimler 21. yüzyılı gösteriyor… (!) Ama akıl hâlâ feodal çağda. İleri mi gidiyoruz, geri mi; varın siz karar verin." paylaşımında bulundu.

Süleyman Deveci'nin abilik düzenine karşı yaptığı açıklama şöyle;

"Yıllardır birçok partide kararlar, şehri tanıyıp tanımamasından bağımsız olarak, bir “ağabey” figürünün etrafında kümelenmiş üç-beş kişi tarafından alınmakta; teşkilatlar bilinçli biçimde devre dışı bırakılmaktadır. Sorun, ağabeyin kimliği ya da nereli olduğu değil; karar alma süreçlerinin kurumsal mekanizmalar yerine kişisel ve denetimsiz bir otorite alanına teslim edilmesidir. Bu anlayış, aday belirleme süreçlerinden saha çalışmalarına kadar uzanan geniş bir alanda teşkilat iradesini işlevsiz kılmaktadır.

Ağabeylik kurumu, siyasetin halkla içli dışlı olma vasfını boğan bir yapıya dönüşmüş durumdadır. Bugün gelinen noktada bu sistemin neredeyse her ilde fiilen uygulandığı görülmektedir. Öyle ki, söz konusu ilin “ağabeyini” aşabilecek, onu dengeleyebilecek hiçbir güce alan bırakılmamaktadır.

Üstelik bu ağabeylik düzeninin seçim kazandırdığına dair ikna edici bir tablo da yoktur. Aksine, rakamlar dikkat çekicidir. Mesela 2007 genel seçimlerinde Urfa’nın milletvekili sayısı 11 iken AK Parti 9 milletvekili çıkarmıştır. Son genel seçimlerde milletvekili sayısı 14’e yükselmesine rağmen kazanılan sandalye sayısı 8’de kalmıştır.

Ancak asıl çarpıcı tablo yerel seçimlerde ortaya çıkmıştır. Son yerel seçimlerde, AK Parti’nin Urfa’da büyükşehir belediyesi dâhil olmak üzere 10 belediyeyi kaybetmesi, bu tablonun bir istisna değil; uzun süredir uygulanan ağabeylik merkezli siyaset anlayışının sahadaki kaçınılmaz sonucu olduğunu açık biçimde göstermiştir.

Ağabeyliğin parti içindeki etki alanı genişledikçe, teşkilatların sahadaki enerjisi zayıflamakta; gönüllülük yerini isteksizliğe, siyasal heyecan yerini yorgunluğa bırakmaktadır. Çünkü sahada çalışan herkes bilmektedir ki, ne kadar emek verilirse verilsin, nihai kararlar çoğu zaman teşkilatların ya da genel merkezin kurumsal süreçleriyle değil; ağabeyin ve onun etrafında kümelenen üç-beş kişinin kanaatleriyle şekillenmektedir.

İşte Yeni Adalet Bakanı İle İçişleri Bakanı
İşte Yeni Adalet Bakanı İle İçişleri Bakanı
İçeriği Görüntüle

Aynı zamanda bu sistem; teşkilat mensupları genel merkezdeki “karnelerini” güçlendirmek için sahanın tozunu, dumanını yutarken, kimi insanların mensubu, hatta üyesi bile olmadığı bir partide bırakın emek vermeyi, bir çayını dahi içmemiş olmalarına rağmen çeşitli kanal, referans ya da argümanlarla ağabeylik müessesesinin dar çevresine seçim arifesinde ulaşabildiğini ve hiçbir emek ortaya koymadan aday listelerinde kendilerine yer bulabildiklerini göstermektedir. Ve bunların sayısı hiç de az değildir.
Bu tablo ise teşkilatların moralini, motivasyonunu ve enerjisini ciddi biçimde düşürmekte; mensuplarını emek verdikleri partide kendilerine dair bir gelecek göremez hâle getirmektedir.

Bu farkındalık, teşkilat mensuplarını şu sorularla baş başa bırakmaktadır: Teşkilatların görüşü alınmıyorsa bu kadar çalışma neden yapılıyor? Partinin kurumsal yapıları varken, neden belirleyici olan ağabeyliktir? Aday listeleri hazırlanırken neden teşkilatların ve tabanın iradesi değil, ağabeyliğin tercihleri esas alınmaktadır? Emek ve fedakârlık neden kişisel otoriteler karşısında görünmez hâle gelmektedir? Dikkate alınmayacağı bilinen temayül yoklamaları için, binlerce teşkilat mensubu neden ilçelerden bin bir zahmetle oy kullanmak üzere şehir merkezlerine taşınmak zorunda bırakılmaktadır?

Bu sorular çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmese de, teşkilatların hafızasında derin izler bırakmaktadır. Sessizlik, rıza değildir; çoğu zaman yalnızca kişisel siyasi geleceğe dair umudu tamamen yitirmemek için gösterilen bir sabır hâlidir.

Daha da çarpıcı olan şudur: Aday listelerinde yapılan yanlış tercihler seçim mağlubiyetleriyle sonuçlandığında, sorumluluk ağabeyliğe değil; sahada çalışan teşkilatlara yüklenmektedir. Yetki ağabeylikte kalırken, bedel teşkilata ödetilmektedir. Bu adaletsiz denge, partileri içten içe zayıflatmaktadır.

Bu nedenle tartışılması gereken konu, ‘şehrin ağabeyi kim olmalı’ sorusu değildir. Asıl mesele, ‘şehrin ağabeyliği’ adı altında kurulan bu gayri resmî ve denetimsiz güç alanıdır. Bu alan sınırlandırılmadan, parti hafızası kurumsallaştırılmadan ve parti içi demokrasi gerçek anlamda işletilmeden, siyasal başarının kalıcı olması mümkün değildir.

Siyasette başarı; bir ağabeyin ya da ağabeyin etrafında kümelenen üç-beş kişinin tek başına belirleyici olduğu kişisel kanaatlerden değil, teşkilatın emeğinden, ortak akıldan ve kurumsal hafızadan beslenir. Bunun dışındaki her yol, partileri aynı kısır döngüye mahkûm etmeye devam edecektir."