Kamu kaynakları kullanılarak yapılan çeşitli yapılara, açılan cadde, sokak ve parklara, oluşturulan ormanlık alanlara, okullara, iş hanlarına, fidanlıklara, spor kompleksleri ve benzeri fiziki mekânlara kendi adlarının verilmesine zemin hazırlayan üst düzey kamu görevlilerinin giderek çoğaldığına da dikkat çeken Danıştay Onursal Üyesi ve Emekli Vali Muzaffer Dilek, 30 ay Şanlıurfa valiliği döneminde bu alanda yürüttüğü çalışmaları karşılaştığı yanlış örnekleri şöyle anlattı:
"Şanlıurfa’da görev yaparken ben de iki valinin ismini eğitim ve kültür mekânlarına verilmesine aracılık ettim. Bunu yaparken doğal olarak yukarıda değindiğim ilkelere ters
düşmemeye çalıştım. Bunlardan birisi 1966-1968 yıllarında görev yapan ve o zamanki adıyla Urfa’nın tek ormanı olan Atatürk Ormanı’nı oluşturan Vali Kemalettin Gazezoğlu; diğeri de 1980-1981 yıllarında birlikte çalıştığım ve idare mesleğine hizmetleriyle, mesleki konularda araştırmalarıyla, entelektüel düzeyi, saygın tutum ve davranışlarıyla katkı yapmış İçişleri Bakanlığı eski Müsteşarı ve Urfa Valisi Ziya Çoker idi. Vali Kemalettin Gazezoğlu’nun adı, restore edilerek çok amaçlı kültür merkezine dönüştürülen (Aziz
Pavlus-Aziz Petrus Kilisesi) adlı tarihi yapıya; Vali Ziya Çoker’in adı da 1980 yılında kaymakamlık yaptığım Suruç ilçesindeki 32 derslikli ilköğretim okuluna verildi.
Kemalettin Gazezoğlu, Bingöl, Afyon, Şanlıurfa, Trabzon ve Hatay Valiliklerinde bulunmuş ve adı kültür merkezine verildiğinde ise çoktan Tanırın ışığına kavuşmuştu. Ziya Çoker ise vefat ettiği 2014 yılının haziran ayına kadar kalemiyle mesleğine ve ülkesine hizmet etti. Yaşamı boyunca Cumhuriyet değerlerini ve Atatürk devrimlerini özenle ve özveriyle savundu.
Görev dönemimde, ünlü Gazelhan Kazancı Bedih’in adının sanatçı kimliğine uygun bir sokağa verilmesinin uygun olacağını düşünerek Belediye Başkanlığı nezdinde bir girişim başlattım. Yaptığım teşebbüs, o daha hayatta iken, restore edilerek sağlıklaştırılan ve Vali Kemalettin Gazezoğlu Kültür Merkezine giden sokağa Kazancı Bedih Sokağı adının verilmesiyle sonuçlandı. Kazancı Bedih’in adının eski Urfa’nın tarihi sokaklarından birinde yaşamasını istemiştim. 2002’de aslına uygun olarak tanzim edilen ve ana caddeden, Kültür Merkezine giden tarihi sokağa
Kazancı Bedih’in adının verilmesini rica ettim.
Belediye Başkanı Sayın Ahmet Bahçıvan bu ricamı geciktirmeksizin Belediye Meclisine sunarak gerekli kararın alınmasına aracılık etti. Daha sonra müştereken belirlenen bir günde yapılan sade bir törenle Kazancı Bedih’le birlikte “Kazancı Bedih Sokağı’nın” açılışını yaptık. Büyük bir yöresel müzik üstadının 18 ay sonra (2004) gaz zehirlenmesinden(!) öldüğü düşünülürse yapılan isimlendirmenin zamanlaması ve anlamı daha iyi anlaşılmış olur. Böylece hayatta iken ona Şanlıurfa müziğine katkısından dolayı ilin yöneticileri olarak teşekkür etmiş olduk.
Diğer isimlendirmelere gelince, Şanlıurfa’nın ilk kadın öğretmeni olan Lamia Özdemir ile eşi İl Nüfus Müdürü İhsan Özdemir’in isimlerini Akabe’deki karşılıklı iki okula (ilköğretim ve anaokullarına); Urfa’da edebiyat öğretmenliği yapmış olan Şair Halide Nusret Zorlutuna’nın adının ise yüksek öğrenci kapasiteli başka bir temel eğitim okuluna verilmesini önererek bu doğrultuda karar alınmasını sağladım. Eğitim kurumlarının dışındaki alanlara verilen isimlerde de benzer ilkelerle hareket edildi. Örneğin Güneydoğu Anadolu Projesinin
merkezinde bulunan Şanlıurfa’da, meyveciliği teşvik etmek için Sırrın mevkiinde oluşturulan, demonstrasyon amaçlı, meyve fidanlığı ile aynı mekânın bir başka bölümünde oluşturulan Güneydoğu Anadolu’nun en büyük parkının isimlendirilmesinde de aynı bakış açısını korudum.
Akdeniz Bölgesinde yetişen bazı meyve türlerinin, Atatürk Barajı sayesinde iklimi değişen Şanlıurfa ve GAP projesi kapsamında kalan illerde de yetiştirilebileceğini kanıtlamak ve tanıtmak amacıyla oluşturulan ve 135.000 m2 alanı kapsayan fidanlığa, 1915 yılından sonra Urfa Mutasarrıfı olarak görev yapan ve daha sonra Ermenilerin baskısıyla Nemrut Mustafa Paşa Divanında yapılan göstermelik yargılama sonunda ölüme mahkûm edilip idam edilen Urfa Mutasarrıfı Şehit Nusret Bey’in; 282.000 m2 alanı kapsayan Güneydoğu Bölgesinin en
büyük parkına ise büyük Atatürk’ün en büyük eserim dediği “Cumhuriyet’in” adını önerdim ve onaylanmasını sağladım.
Bu uygulama ile Nusret Bey’in, Atatürk’e olan sevgisi aynı mekânda yan yana getirilmiş oldu. Ayrıca bunların bitişiğindeki 70.000 m2 ’lik alanda oluşturulan ormanın adını Gazi Paşa Ormanı olarak belirdiysek de daha sonra göreve gelen meslektaşımın görev döneminde ormanı adının “Mehmetçik Ormanı” olarak değiştirildiğini öğrendim (!). Yeri gelmişken Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey’in Mustafa Kemal’e olan sevgisinden de kısaca bahsetmek gerekir. Özel araştırma yapanlar hariç, çoğunlukla Şehit Nusret Bey’in, onun henüz Atatürk olmadığı zamanlarda Mustafa Kemal’e karşı beslediği derin sevgi ve saygısı bilinmez. Bu sevginin somut göstergesi o yıllarda açtırdığı ve Urfa’nın en büyük caddesine “Mustafa Kemal
Caddesi” adını vermesidir.
Nusret Bey Urfa’da Mutasarrıf olarak görev yaparken, Çanakkale Savaşlarında katılan ve savaş sonrası memleketlerine dönen Urfalı askerlerden
onun cesaret ve kahramanlığını dinlemiş ve çok etkilenmiş. Bu sevginin bir tezahürü olarak o yıllarda yeni açtırdığı ve Urfa’nın tam ortasından geçen en büyük ana caddeye 1917
Yılında “Mustafa Kemal Caddesi” adını vermiş. Bununla da yetinmemiş, Mardin- Diyarbakır yolu kavşağındaki Çanakkale Savaşlarının anısına Mustafa Kemal Çeşmesini
yaptırmış. Bu çeşmenin yeri değişse de halen mevcuttur ve Yol Gösteren Çeşmesi adıyla da anılır.
Şanlıurfa’daki isimlendirme bahsini kapatmadan bu şehirdeki cadde isimleriyle ilgili tanık olduğum birkaç özensiz ve dikkatsiz uygulamaya da değinmek istiyorum. Bunlardan birincisi ve en önemlisi şehrin en bilinen ve 1917 yılında Mustafa Kemal Caddesi olarak adlandırılan ve üst paragrafta tarihi geçmişine değinilen caddenin adı ben görev yaptığım sırada Atatürk Caddesi olarak anılmaktaydı. Caddenin bu şekilde tanınması, muhtemelen belediye başkanlarının ilgisizliğinden dolayı ortaya çıkmış fiili bir uygulamaydı (?). Caddedeki isim
tabelasındaki “Atatürk Caddesi” isminin, Nusret Bey’in hayatını anlatan Araştırmacı-Yazar Müslim Akalın’ın yazdığı kitapta anlatılanlarla örtüşmediği anlaşılıyordu.
Emin olmak için Nusret Beyin açtırdığı cadde, başka bir yerde olabilir mi diye soruşturdum. Bu adları taşıyan başka caddenin olmadığı anlaşıldı. Yine anlaşıldı ki ortada dikkatsizlik ve özensizlikten başka bir neden yoktu. Mustafa Kemal’in Yarbay veya Albay rütbesindeyken sokağa verilen özgün” Mustafa Kemal Caddesi” ismi, geçen zaman içinde “Atatürk Caddesi’ne dönüşmüş bulunuyordu. Tüm resmi kayıtlara da bu şekilde geçmişti. Belediye Başkanlığından, Atatürk Caddesi’nin adının ilk haline uygun olarak değirilmesini istemek polemik konusu edilip yanlış anlaşılmalara yol açacağı kaçınılmazdı Bu nedenle Belediye Başkanlığına gönderdiğim yazıyla Atatürk Caddesi olarak bilinen caddeye “Mustafa Kemal Caddesi” adının Milli Mücadeleden önce verildiğini, tarihi bir anı niteliği taşımasının yanında aynı zamanda somut olmayan bir kültür varlığı olduğu orijinal adın da “Atatürk Caddesi” tabelasına(isimliğine) eklenmesini istedim. Bu isteğim şeklen yerine getirildi, ancak cadde yerleşmiş adıyla anılmaya devam etti.
Sokak isimlerinin gelişi güzel değiştirilmesinin bir başka olumsuz örneği de Şanlıurfa’nın Asfalt Yol Caddesi olarak bilinen caddesinde sergilenmiş. İlk adı Vali Ethem Bey Caddesi iken, sonra Selvili Cadde, şimdi de Asfalt Yol Caddesine dönüşmüş bulunuyor. Bunlar da isimlendirme ve verilen isimlerin korunmasında gösterilen özensizlik örnekleridir. Bunlara, 12 Eylül darbesinden sonra mansup Urfa Belediye Başkanı olarak görev yapan Vali Yardımcısı Alaeddin Turan’ın adının, bir caddeye verilmesinden yıllar sonra, atandığı Mardin Valiliği
görevi sırasında Şanlıurfa Spor’un Mardin Spor takımına yenilmesi üzerine, Şanlıurfa Spor takımına destek vermediği bahanesiyle adının caddeden kaldırılması da bir başka keyfilik örneğidir. Bu kadar basit, bu kadar kolay, ne acı (?).
Şanlıurfa’da cereyan eden bir başka tuhaf isim değiştirme teşebbüsüne daha değinerek bu şehirde benim bildiğim hatalı isimlendirme mevzunu kapatmak istiyorum. Millî Mücadeleye katılmış eğitimcilerden Şeref Erdem’in adını taşıyan ilkokulun eskimesi sebebiyle yenilenmesi sonrasında, okulu yaparken birtakım katkılarda da bulunan, müteahhittin adının verilmesi teşebbüsüdür. Neyse ki Şanlıurfa’nın değerli basın mensuplarından Gazeteci Naci İpek’in yoğun itirazları üzerine bu hatadan vazgeçilmiş. Yeni isim verme ve mevcut isimlerin değiştirilmesiyle ilgili genel bir değerlendirme yapmak gerekirse: Kamusal mekânlardan olan cadde,sokak ve benzeri yerlerin adlandırmalarında olduğu kadar, bunların değiştirilmesi ve kaldırılmasında da özenli ve dikkatli davranılması önem taşımaktadır.
Özellikle uzun süredir kullanılan veya tarihi geçmişi ve arka planı olan bazı cadde ve sokak isimlerinin; gelişigüzel, bilgisiz, bilinçsiz, dikkatsizce alınmış kararlarla sık sık değiştirildiği bir vakıadır. Özensiz veya sübjektif ölçüler kullanılarak alınan karalarla tarihsel ve kültürel geri planı olan yapılardaki isim değişikliği kamu vicdanını incitebilmektedir. Ayrıca sebebi ve amacı ortaya konmadan yapılan isim değişikliği bu çevrede yaşayan insanların anılarına yapılmış bir saldırı olarak algılanabilmektedir. Hele de yeni isim, toplum nezdinde tartışmalı bir figüre yaranmak veya birisine keyif bağışlamak(!) amacıyla verilmişse bu tasarruf topluda öfkeye yol açmakta ve benimsenmeyen yeni isimlendirmeden dolayı tartışmalar sürüp gidebilmektedir."




